DOĞU TÜRKİSTAN GÖÇMENLER DERNEĞİ

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Anasayfa Haberler “ABD VE BATI BİZİ KOBAY OLARAK KULLANIYOR

“ABD VE BATI BİZİ KOBAY OLARAK KULLANIYOR

e-Posta Yazdır PDF
( 3 - Kullancı Değerlendirmesi )

Sürgündeki Doğu Türkistan Hükümeti’nin sözcüsü İsmail Cengiz:

Batının amacının Çin’i stratejik olarak besleyen Doğu Türkistan kaynağını kurutmak olduğunu söyleyen Cengiz, “Ben, Amerika ve Batı turuncu devrim gerçekleştirecek diye masum insanların katledilmesine karşıyım” dedi
İsmail Cengiz, katliamdan çarpıcı örnekler verdi:
“Yakaladıkları 9 genci oracıkta kurşuna dizdiler. 7 genci de bir başka yerde kurşuna dizdiler.”
“Üç kızın kafasını anne ve babasının gözleri önünde kestiler. Çırılçıplak soyup, cesetlerini sokağa attılar.”
“Ellerinde sopalarda Uygur avına çıkanlar, Çin Halk Kurtuluş Ordusu’na mensup sivil milislerdi.”

Sürgündeki Doğu Türkistan Hükümeti’nin sözcüsü İsmail Cengiz, Amerika ve batılı güçlerin Doğu Türkistan’daki Uygurları Kobay olarak kullanmak istediğini söyledi. Batının amacının son derece stratejik bir bölge olan Doğu Türkistan’ı kopararak, Çin’i besleyen kaynakları kurutmak olduğunu belirten Cengiz, “Amerika’nın gerçekleştireceği bir turuncu devrim uğruna masum soydaşlarının katledilmesine karşı olduğunu” kaydetti.
Doğu Türkistan’da yaşanan son olayları “soykırım” olarak değerlendiren Cengiz, son derece çapıcı ve insanlık dışı bazı örnekler de verdi. Cengiz, “Yakaladıkları 9 genci bir yerde, 7 genci de bir başka yerde kurşuna dizdiler. Anne ve babalarının gözleri önünde kafalarını kestikleri üç genç kızın cesedini çırılçıplak sokağa attılar. Urumçi’de ellerinde sopalarla Uygur avına çıkanlar, Çin Halk Kurtuluş Ordusu’na mensup sivil milislerdi” dedi. Cengiz, Emin Pazarcı’nın sorularına şu cevapları verdi:
Soru:
Çin Komünist Partisi tarafından son yapılan açıklamada Doğu Türkistan’daki ölü sayısı 186 olarak belirtilip, bunun sadece kırk küsurunun Uygur Türkü olduğu iddia edildi. Sizce Çin yönetimi ne yapmak istiyor?

Cengiz: Buradaki olay tamamıyla demokratik bir hak aranmasından kaynaklanıyor. Masum iki Uygur kızına yönelik bir sarkıntılık ve taciz eylemi var. Bu eylem yüzünden Uygur gençlerin Çinli gençlerle gündüz yumruklaşması meydana geliyor. Olay, bitiyor; bittikten sonra gece yarısı malum saat 02:00 – 02:30’larda Çinli 200-300 kişilik bir grup gelip, demir çubuklarla saldırıyor. Bu saldırının sonucunda önce 2 kişi ölüyor. Daha sonra ağır yaralanan 64 kişinin olduğunu kendi sitelerinde duyuruyorlar. 64 kritik yaralı dedikleri insanların içinden sanıyorum 12 insan da hastanelerde ölüyor. Bu olay sabaha kadar sürüyor, güvenlik güçleri de buna seyirci kalıyor. Daha sonra 06:00 – 07:00 sıralarında olay sokağa, caddelere taşınca, can havliyle gençler kendilerini korumak için sokağa atınca, olay büyüyüp kamuoyunun bilgisine de mal olmuş oluyor. Bunun üzerine de güvenlik güçleri olaya müdahale ediyorlar.
Soru: Siz olayı basit bir çatışma olarak ortaya koydunuz. Ancak, genel olarak yapılan değerlendirmelerde olayın soykırım olduğu yönünde birleşiliyor.
Cengiz: Oraya geleceğiz, ama olayın çıkışı bu şekilde. Aradan 3-4 gün geçiyor. Herkes neyi bekliyor? Yaralanan Uygurlar var, ölenler var. Onların aileleri ve arkadaşları ne tarafta? Doğu Türkistan’da. Olayın çıktığı fabrikanın bulunduğu yer ile Doğu Türkistan arasında 4 bin kilometre mesafe var. 3-4 gün bu saldırganlarla ilgili olarak hiçbir hukuki işlem yapılmıyor, tutuklama gerçekleştirilmiyor. Tam aksine, oradaki 600’e yakın Uyur işçi abluka, gözetim altına alınıyor. Bunun üzerine 5 Temmuz günü Urumçi Üniversitesi’nin kampüsünde çocukların aileleri, üniversite öğrencileri ve öğretim üyelerinde oluşan 1.500 kişilik bir grup, elinde Çin bayrağı taşıyarak yürüyüşe geçiyor, hak arıyor. Yani, niçin bu katliamı gerçekleştirenlerle ilgili bir soruşturma yapmadın? Niçin katledenleri tutuklamadın? Niçin sen beni katlediyorsun? Ben insan gibi yaşamak istiyorum. Uygur olmak, Müslüman olmak suç mu, gibi sloganlar atarak meydana doğru yürüyor. Tabi o kalabalığın sayısı bir anda 10-15 bine çıkıyor. Komünizm altındasınız, Emin Bey! Birden böyle bir kalabalık slogan atarak yürüyünce, polis kaçıyor, müdahale edemiyor. Çünkü, polisin ilk defa başına geliyor böyle birden bire ortaya çıkan, ama organize olan bir olay. Tabi bu fotoğrafı biz daha evvelden gördüğümüz için, acaba diyorum, yüksek sesle şimdi dillendirmeye çalışıyorum onu. Sizinle de paylaşmak isterim. Acaba diyorum, Gürcistan’da, Ukrayna’da veya İran’da olduğu gibi, yani derler ya turuncu devremin ayak sesleri mi? O işin ayrı bir boyutu. Kapatıyorum olayı burada. Asker devreye giriyor, tanklar göstericilerin üzerine hızla sürülüyor. Netice itibariyle panik, dağılanlar, kaçanlar derken, yıkılanların üzerinden tanklar geçiyor. Kim rast gelmişse, vücutlarını ezerek geçiyor. Duruyor tanklar, gençler şaşkın bir vaziyette ne yapacaklarını bilmez bir haldeyken yine hücum ediyor. Askerler de rasgele kalabalığı tarıyor. Hedef gözetmeksizin tarayınca, orada sanırım tankların ezmesinden mütevellit 35-40 kişi, hedef gösterilmeksizin ateş edilmesinden mütevellit de 30-40 kişi o meydanda hayatını kaybediyor.
Soru: Peki ondan sonraki olayları da ayrıntılı bir şekilde anlatır mısınız?
Cengiz: Olaylar böyle başlıyor ve ondan sonrası soykırım. Ne oluyor, Komünist Partisi devreye giriyor ve meydanda yakaladıkları gençleri, -abartısız bunu söylüyorum, konuştuklarımızdan, nakledenlerden aldığımız bilgi bu- ki onların görüntüleri de gelecek. Mesela 9 genci yakalıyor, sırtlarını duvara dayıyor. Orada kurşuna diziyor. 7 genci bir başka yerde yakalıyor, kurşuna diziyor. Bir gün sonra sivil giyimli milis güçler, yani Çin Milli İstihbaratı’na bağlı güçler ve Halk Kurtuluş Ordusu, bizde bunun karşılığı yok. Bizdeki karşılığı ne olabilir? Dünya literatüründe belki gerilla denilebilir, ama bunlar Komünist Partisi bünyesinde resmi bir ordu. Bunlar sivil giyimli olarak Çin askerlerinin gözetiminde ve onlarla birlikte harekete geçiyorlar. Sıkıyönetim ilan edilmiş, sokağa çıkma yasağı var, ama ortada siviller dolaşıyorlar. Ev ev arıyorlar. Buldukları bütün gençleri arabalara bindirip kamplara sevk ediyorlar. Mesela, bir grup hipodrum denilen bir meydanda  -askeri kışlanın olduğu büyük bir meydan- etrafı tellerle çevrili bir yerde gençleri topluyorlar, çırılçıplak soyuyorlar. Döve döve meydanlarda tutuyorlar. Olayların elebaşı olduklarını iddia ettikleri gençleri ise katlediyorlar. Mesela üç gencin başına gelenleri söyleyeyim: Bunlar üç kız. Annesinin babasının bulunduğu yerde başları kesilerek Emin Bey öldürülüyorlar. 7 Temmuz’da bu üç genç kız soyularak sokağa atılıyor. Yani, ağır bir tahrik var. Bu tahrikten sonra bu defa anne babalar sokağa çıkıyor. 7-8 temmuz günlerinde göstericiler arasında gençler ve erkekler yok. Tankların karşısına kadınlar dikiliyor. Neden? Çünkü, sayısını bilmiyoruz, ama bütün gençler hemen hemen tutuklanmış veya kamplara alınmış veya sokaklarda, spor salonu gibi belli yerlerde gözetim altına alınmış. Gençler abluka altına alınmış. Dolayısıyla, gösteri yapacak, direnecek sadece kadınlar kalmış. Kadınlar niçin sokağa çıkıyor? Onlar da diyor ki “benim çocuğum nerede” diyorlar. Çünkü, almış kaçırmışlar çocuğunu. Oğlundan, kızından, onların hayatından endişeli. Nerede olduğunu bilmiyor. Sokağa, tankların önüne bu yüzden kadınlar çıkıyor. Netice itibariyle tekrar evlerine dönüyorlar. Çünkü, ceset de toplayamıyorsun. Atıyor cesedi ortaya, toplamaya çıktığında da seni darp ediyor, o Halk Kurtuluş Ordusu dediğimiz milisler.
Soru: Bizim basında çıkan ve “Han Çinlileri” denilen kişilerin aslında Çin Halk Kurtuluş Ordusu mensupları olduğunu mu söylüyorsunuz?
Cengiz: Çinli tabii ki. Ancak, bunlar milis kuvvet. Devlet tarafından görevlendirilmiş kuvvetler. Şimdi bizim Doğu Türkistan’da sayıyı misal olarak veriyorum; diyelim ki bin kişilik polis varsa, iki bin kişilik asker vardır. Bunun dışında üç bin kişi de Halk Kurtuluş Ordusu’na mensup sivil güçlerdir. Bu güçlerin görevi, rejim tehlikeye girdiği andan itibaren polis yetkisiyle sokakta her türlü tedbiri almaktır.
Soru: Ölü sayısı ile ilgili olarak çeşitli rakamlar veriliyor. Size göre ölü sayısı nedir? Tahmin yapabilir misiniz?
Cengiz: Tahmin tabii ki yapabilirim. Bağımsız kaynaklar bu rakamı bin ile üç bin arasında görüyor. Tabii ki ben rakamın çok büyük olmasını istemem. Şahsi kanaatim, tahminim bine yakındır. İnşallah öyle değildir, inşallah yanılıyorumdur. Kesin bir rakam vermek doğru değil, ama açıklandığı gibi düşük değil.
Soru: Peki kayıp sayısı?
Cengiz: Kayıp sayısı çok fazla. Kayıp sayısı 7 binin üzerinde. Sadece Kaşgar’da 6 bin kayıptan söz ediliyor, ama bunlar gözaltına alınan insanlar. Yeri yeri yurdu belli olmayan insanlar. Hapishanelerde tutuklular var, ama siz zaten sokağa çıkamıyorsunuz, haber bile alamıyorsunuz. Çinliler ölü sayısını 186 olarak açıklıyor, ama onların açıkladığı bir başka rakam daha var. Bin küsur yaralıdan bahsediliyor. Bunların yüzde 40’ına yakınından “kritik yaralı” diye söz ediliyor. Kritik yaralı demek, eğer bir Uygur ağır yaralı olarak hastaneye sevk edilmişse, bilin ki o ölüme terk edilmiş hasta demektir. Dolayısıyla, benim şahsi kanaatim ölülerin çoğu da bundan kaynaklanıyor. Bu kritik yaralıların arasında hastanelerde, koridorlarda bakımsızlıktan, Çinli doktorların tedaviyi reddetmesinden kaynaklanan nedenlerle ölenler çoktur. Bu da katliamın bir başka boyutu.
Soru: Sizin anlattıklarınıza göre Çin devletinin ve halkının karıştığı örgütlü bir katliam söz konusu…
Cengiz: Örgütlü… Bu neden kaynaklanıyor? 60 yıldır süregelen bir işgal var. Çin yönetimi 60 yıldır bu iki toplumu kaynaştırmaya çalışıyor. Malum komünizm propagandası ile “Halklar eşittir, halklar kardeştir” gibi sürekli tekrarlar yapılıyor; ama uyum sağlamıyor. Yani, burada 30 milyon Müslüman Türk var; Çinlilerle evlenenlerin, nikah işlemi yapanların sayısı 15-20 kişiyi geçmez. Bir uyum yok, zorlamakla bu olmaz. Baktı olmuyor, kırıyor. Olayın bir başka yönü de şu olabilir: İnsan hakları ihlalleri karşılığında bir demokratik hak talebi olmuştur. Demokratik hak talebi maalesef katliamla durdurulmak istenmiştir. Çinliler de “Burada demokratik hak talebi yoktur, aslında benim ülkemi ayrılıkçı güçler parçalamak istiyor, dış güçler karıştırıyor” diyor. Bunu bahane ederek katliam gerçekleştiriyor. Velev ki benim oradaki insanım dış güçlerin kışkırtması ve bağımsızlık talebi ile sokağa dökülmüş olsun. Bunun karşılığı bu olmalı mıdır? Katliam olmalı mıdır?
Soru: Ben tam bu noktada şunu sormak istiyorum: Oradaki çatışmanın batının da işine geldiği söyleniyor. Batı da bu çatışmaları ellerini ovuştura ovuştura seyrediyor. Batı orada ne yapmak istiyor?
Cengiz: Doğu Türkistan, oldukça stratejik bir bölge. Hem askeri, hem siyasi, hem de ekonomik açıdan çok stratejik bir bölge. Çin’i besleyen, ayakta tutan bir bölge. Bir tek örnek vereyim, kömür enerjisinin yüzde 80’i bu bölgeden sağlanıyor. Atom denmeleri burada yapılıyor. İran’a olan uranyum sevkıyatı yapılıyor, volfram gibi madenler bu bölgeden çıkarılıyor, bu bölgede işleniyor. Çinlilerin nükleer demede merkezi de burada, atom deneme merkezi de burada. Dolayısıyla, yeraltı madenleri bakımından çok ama çok zengin bir bölge. Batı, Çin’in parçalanmasını istiyor. Hele hele Avrupa ve Amerika, Çin’in ekonomik açıdan bu derece güçlenmesinin önüne geçmek istiyor. Bunun yolu da Çin’i besleyen kaynağı kurutmak. Elinde hem siyasi, hem de ekonomik açıdan koz olarak Doğu Türkistan var, biz varız. Dolayısıyla bizi Batı ve Amerika kobay olarak kullanıyor. Ben buna karşıyım. Bazı arkadaşlarım Amerikanvari konuşuyorlar. Amenna, Amerika büyük ve güçlü bir devlet, ama Amerika ve batı istedi, bir turuncu devrim olacak, diye masum insanların katledilip, kobay olarak kullanılmasına karşıyım.
Soru: Peki ne yapmak gerekiyor? Bundan sonra nasıl bir yol izlenmeli, size göre?
Cengiz: Kanaatimce Sayın Başbakan’ın yaptığı doğru bir şey. Konuyu Birleşmiş Milletler’e taşımak gerekiyor. Konu BM’ye taşındığında Çin’in veto etme hakkı olduğu için herhangi bir yaptırım uygulama şansımız yok; ama bunun BM’ye taşınması demek, Doğu Türkistan’ı, Çin’in iç meselesi olmaktan çıkarıp, uluslararası gündeme getirmek demektir. Bunu Tibet gerçekleştirdi. Bugün Tibet’e hiç kimse Çin’in iç meselesidir demiyor. Tibet de Doğu Türkistan gibi Çin işgalindedir; ama Tibet uluslar arası siyasetin gündeminde olan bir konudur. Tibet’in işgal altında ve Çin’den ayrı olduğunu bütün siyasiler vurgulamaktadır. Biliyorsunuz Dalay Lama’ya, Çin’in baskısına rağmen üst düzey davetler yapılmaktadır. BM bu konuyu gündeme getirerek, Çin’e “Sen burada bir soykırım uyguluyorsun, burada bir insanlık suçu var. Sen iç meselem deyip, buradaki insanlara eziyet edemezsin, katledemezsin” demelidir. Uygurlarda bir söz var, “Ali derecede muhtariyet” diye. Yani yüksek dereceli bir otonomi vereceksin; ya da dış işlerinde Pekin’e bağlı, iç işlerinde daha serbest hareket eden bir yönetim anlayışına izin vereceksin. Bunun dışında yapılacak çok fazla bir şey yok. Bizim Filistin gibi lojistik destek verecek bir koridorumuz yok. Ancak, olaya biraz küresel yaklaşırsak, biliyorsunuz Kırgızistan’daki Manas Hava Limanı’nın geri alınması ile ilgili olarak Türkiye Cumhuriyeti Devreye girmiş ve ABD’ye yeniden kiralanması gerçekleştirilmiştir. Burası bütün Çin’i ve Doğu Türkistan’ı kontrol altına alan, gözeten, bilgi aktaran ekipmanların olduğu bir bölgedir. Sayın Cumhurbaşkanı Gül’ün ziyaretinden sonra çok ilginç bir gelişme daha yaşandı. Obama’nın Rusya ziyareti oldu. Obama Rusya ile bir anlaşma yaptı, Emin Bey. Nedir o anlaşma?  Afganistan’a yönelik silah sevkıyatının Rusya üzerinden geçişi noktasında Rusların onayını aldı. Çok önemli bir gelişme. Kırgızistan, Doğu Türkistan’ın sınırında. Afganistan’a ciddi bir silah sevkıyatı oluyor. NATO güçleri orada. Olmaması gerekiyor, NATO bölgesi değil çünkü. Eğer Doğu Türkistan’daki bu olaylar turuncu devrimin ayak sesleri ise, birileri 5-10 yıl sonraki hadiselerin temelini şimdiden hazırlıyor ise, bu hazırlığı iyi okumak lazım. Öbür tarafta Japonya var. Diğer tarafta Hindistan var. Çin içeride ve yalnız. Amerika, hem her taraftan abluka altına alıyor, hem ekonomik açıdan kuşatıyor. Çin’i parçalamak mecburiyetinde. Dünyanın da işine gelir, ama burada hassas bir nokta var. Çin’in kontrolsüz parçalanması, tüm dünya ekonomisini alt-üst eder. Dolayısıyla kontrollü şekilde parçalanmasını sağlamak lazım. Sanırım yapılmak istenen de bu.
Soru: Peki bu noktada Doğu Türkistanlılar olarak sizin ne yapmanız lazım?
Cengiz: Bunu söyleyebilmek için Ankara’nın, özellikle İslam ülkelerinin kendi yanımızda olduğunu hissetmemiz lazım. Bizim yapacak çok bir şeyimiz yok, ama biz şunu yapmak istiyoruz: Ben arkadaşlarıma söylüyorum: Bir dernek başkanıyım. 30-35 yıldır gönlünü bu davaya vermiş bir hizmetkarım. Onun dışında sürgünde kurulan Doğu Türkistan Hükümeti’nin Hükümet Sözcüsüyüm. Halkım orada yıllardır soykırıma maruz kalıyor. Gençlerim hakeza öyle. Uyuşturucu müptelası yapılıyor. Ben, halkımın şu anda dini ve milli kimliğini koruyarak, ayakta kalmasını istiyorum. Vatanı vatan yapan değerlerdir, kütürdür. Bunlar yoksa, o vatanın topraktan bir farkı kalmaz. Dolayısıyla, öncelikle ben halkıma sükunet tavsiye ediyorum. Tabi ki bağımsızlık bizim arzumuz. Tabi ki özgür olmak bizim hedefimiz, kendi bayrağımız altında özgürce yaşamak. Ama, şu aşamada Don Kişotlukla, eline kazma kürek almakla koskoca Çin’e karşı savaş vermemiz mümkün değil. Mutlaka ve mutlaka lojistik desteğe ihtiyacımız var. O potansiyel de var. İste Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Afganistan burnumuzun dibinde. Bunlar hem soydaşım hem Müslüman. Pakistan Müslüman. Bunların arasında olabilecek bir birlik veya Rusya’nın çıkarlarının zedelenmesi halinde onu da arkaya alarak Doğu Türkistan’ın bağımsızlığa kavuşması söz konusu. 1933’de olmuş, savaşmış, bağımsız olmuş. 1944’de İkinci Dünya Savaşı biliyorsunuz, bundan istifade ile bizimkiler ayaklanmışlar ve Cumhuriyet kurmuşlar. Neden olmasın? Bölgede yaşanabilecek bir iç karışıklıkta, Rusların ve diğer güçlerin de desteğini almak kaydıyla Doğu Türkistan’da yakın gelecekte ciddi bir kıpırdanma olabilir. Bu, Çin’in parçalanması ile alakalıdır, diye düşünüyorum. Zaten bizim Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti’ni kurma amacımız da bu. Bu, herhangi bir vakıf, herhangi bir dernek değil. Çıkıp demeç ve beyanat vermesine de gerek yok. Kurma amacımız, bu gibi ciddi durumlarda masaya oturmak. Doğu Türkistan’ın siya,si ve hukuki haklarını savunmak, talep etmek.
Soru: Toparlamak gerekirse, bağımsızlıktan yanasınız, ancak bu amaca ulaşırken de “kendimizi kobay olarak kullandırmayalım” diyorsunuz.
Cengiz: Doğrudur, kendimizi kobay olarak kullandırmayalım.
 

Yorumlar (0)Add Comment

Yorum yaz
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız, eğer kayıtlı değilseniz lütfen ilk önce kayıt olunuz.

busy
 

FAVORİ SAYFALARIM

Favori sayfalarınızı düzenlemek için siteye giriş yapın.

ETKİNLİKLER

Şu an için hiçbir etkinlik yok.

    Anketler

    Osman Batur Turnuvası Yapılmalı mı?
     

    Flaş Haberler

    Doğu Türkistan Göçmenler Derneği, Doğu Türkistan’ın Çin işgaline uğraması üzerine Türkiye’ye göç eden Doğu Türkistanlılar tarafından 1960 yılında kurulmuştur.  Hacı Osman TAŞTAN, İsa Yusuf ALPTEKİN ve Abdülveli CAN gibi merhum liderlerimiz dava arkadaşlarıyla birlikte bu derneği kurup bugünlere getirmişlerdir. Aşağıda isimleri sayılı kurucu büyüklerimize ne kadar teşekkür etsek azdır. Hakkın rahmetine kavuşan büyüklerimize sonsuz şükranlarımızı sunuyoruz. Doğu Türkistan Göçmenler Derneği 1993 tarihinde 4322 Sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile Kamu Yararına Çalışan Dernek statüsü kazanmıştır. Bu konuda emeği geçen herkese Allah razı olsun.